Kayıtlar

KDE'yi tekrar denemeye ne dersiniz?

Ubuntu'nun Unity masaüstü ortamı ve Gnome projesinden Gnome 3 , sıradan masaüstü ortamlarından çok daha farklı bir görünüm ve kullanım sunuyor. Bu değişiklikleri seven de var, yerin dibine geçiren de. Fark ettiğim bir durum ise, sevmeyenler (hatta nefret edenler) XFCE, LXDE gibi görece daha hafif ve daha geleneksel masaüstü ortamlarına yöneliyorlar. KDE masaüstü ortamının 4.0 sürümüyle girdiği tartışmalı durumun tekrar yaşandığını görebiliriz. KDE 4 serisiyle çok köklü değişiklikler yapmıştı. KDE'nin 4.0 sürümü KDE API'sinin sonlandırılmasını ve artık uygulama geliştiricilerin KDE 4'e geçiş yapması gerektiğini ifade ediyordu. Bence yanlış olan bu sürümlendirme stratejisi, pek çok kişiyi ve dağıtımı KDE'nin en son sürümü olan 4.0'a geçmeye yönlendirdiği. Halbuki KDE -yaklaşık- 4.3 sürümüne kadar eski KDE 3'den özellik ve kararlılık bakımından geriydi. Bu dönemde KDE'yi deneyip eksik özelliklerden ve sık yaşanan çökmelerden ağzı yanan pek çok kişi o

Upstart

Ubuntu ve Fedora dağıtımları bir suredir "SysV init" sistemi yerine Upstart ile geliyordu. Upstart, init scriptlerin paralel bir biçimde, belli olaylara bağlı olarak çalıştırılmasını ve durdurulmasını destekliyor. Ancak çeşitli sebeplerden ötürü init scriptleri eski SysV init biciminde bırakıldığı için Upstart'ın özelliklerinden faydalanılmıyordu. Ubuntu 9.10 surumuyle Upstart'a uyumlu init scriptler geliyor. Sistem, olaylara (örneğin, "ağ bağlantısı sağlandı") tepki vererek, init scriptleri paralel çalıştırarak açılıyor. H-online'da yayınlanan bir yazı , upstart'ın iç işleyişini ve upstart init scriptlerinin nasıl yazılacağını anlatıyor. Pardus ve Gentoo dağıtımlarının uzun bir süredir kendi init sistemleriyle paralel açılışı desteklediğini belirtmeden geçmeyelim.

1979'da son teknoloji

Gizmodo, 1979'un en ünlü teknolojik aletlerini , ve o dönemin yaşam tarzını konu alan bir yazı dizisi yayınladı. Tüm geek lerin (ve/veya nostalji hastalarının) buradakileri bilmesi lazım :)

Bilgisayarlarınızı kontrol edin

Uzun bir süredir kullanıcı parolarını ele geçirip sistemden sisteme SSH ile atlayan bir takım art niyetli ve/veya meraklı kişiyi takip ediyorduk. Onlar parola ele geçirdikçe ilgili kullanıcıların hesaplarını kilitleyi parolarını değiştirmelerini sağlıyorduk. Ara sıra oynadığımız bu köşe kapmaca fazla sık olmadığı için elle tutulur çok fazla önlem almamıştık. Bu son bir haftalık bir süre içinde, ele geçirilen kullanıcı hesaplarından girilip, yerel açıklardan faydalanarak pek çok makinada root olunduğunu fark ettik. Root olduktan sonra saldırganımız, ssh sunucusunu ve istemcisini kendi getirdiği sürümlerle değiştiriyor; aynı makinaya bağlanan başka kullanıcıların parolalarını topluyor. ssh istemcisini değiştirerek de, bu ele geçmiş makina üzerinden yapılan diğer ssh bağlantılarındaki parolaları da kaydediyor. Olayın çapı oldukça geniş, ele geçirilen makina üzerinden geçerek bağlantı kurulan tüm diğer makinalar da ele geçirilmiş. Bunun içinde sunucular, asistanların ve hocaların ofis

e-bergi

İngilizce computation kavramını karşılamak üzere "tasarlanmış" bir kelime berim . Türkçe'nin bilim dili olabilmesi, yabancı dillerdeki kavramları karşılayabilmesi için pratik bir yolun "kök uydurmak" olduğu fikrinden hareketle uydurulmuş bir kök . Dil bilimciler bütün bu "uydurma" süreci hakkında ne der bilmiyorum ama ben "Yüksek Başarımlı Berim" (bkz. HPC ) başlıklı toplantılar gördüğümde hiç kulağım yadırgamadı. Tamamen bir alışkanlık meselesi. Aslında bir de tercih meselesi, bir konu hakkında konuşurken terimlerin İngilizce karşılığını kullanmaktansa, yaygınlaşmamış ve oturmamış bile olsa Türkçe karşılıklarını kullanmayı tercih ediyorum. Bu konudan rahatsız değilim, birileri sözcüğü anlamasa bile İngilizce sözcüğü kullanıp önce anlamalarını sağlıyorum, sonra konuyu Türkçe sözcükle anlatmaya devam ediyorum. Türkçe terimleri yaygınlaştırmada bu yöntemin işe yaradığını gözlemledim, "komik/garip" Türkçe karşılığı çekindiği için

İstenmeyen e-postalarla(Spam) mücadele

"Spam" olarak da bilinen "İstenmeyen e-postalar" ile mücadelede çeşitli yöntemler var. Eğer gmail, yahoo, msn gibi web tabanlı e-posta sağlayıcılarını kullanıyorsanız bu sağlayıcının sunduğu olanaklar dışında bir şey kullanamıyorsunuz. Eğer kendi e-posta sunucunuz varsa veya kurumunuzun e-posta sunucusunu kullanıyorsanız [[ ya da kurumunuzun sunucusunu yönetiyorsanız ;) ]], büyük olasılıkla SpamAssassin kullanıyorsunuzdur. Spamassasin çeşitli kuralları uygulayıp, karalisteleri denetleyip her e-postaya ona göre bir "spam puanı" veriyor. Bir e-postanın spam puanı belirli bir değerin üstüne çıktığında ise istenmeyen e-posta olarak sınıflandırılıyor, ya işaretleniyor ya da posta kutunuza teslim edilmiyor. Bir süredir bana gelen her istenmeyen postayı kara listelere bildiriyorum. Sizlere de aynısını yapmanızı tavsiye ederim. Ne kadar çok istenmeyen posta şikayet edilirse kara listelerin etkinliği o derece artar. Ayrıca, Türkiye'den bu listelere bil

NFS ve Xen sorunu, çözüm UDP

Saç baş yolduran bir sorunla karşılaşan olursa yaşadıklarımızı yaşamasın diye günlüğe yazma ihtiyacı duydum. Xen sanal makina altyapısını kullanan sanal makinalarımız var, ve bunlar NFS(Network File System: Ağ Dosya Sistemi) ile bir başka sunucudan kullanıcı ev dizinlerine erişiyorlar. Bugün ilginç bir şekilde NFS işlemleri yavaşladı, dosyalara erişim ve IMAP sunucusu için elzem olan kilitleme işlemleri çooook uzun sürüyordu. IMAP sunucunun tepki vermediğini düşünen IMAP istemcisi ise (Thunderbird) tekrar tekrar bağlantı açıp sunucunun işini daha da zorlaştırıyordu. İki koldan yaptığımız internet aramalarından çıkan çözüm önerilerinin tamamını tükettikten sonra (4 saat kadar sürdü bu) bir de IRC'ye sormak istedim. Daha önce de çözümsüz gibi görünen sorunları yaşamış birilerine IRC'de denk geldiğim olmuştu çünkü. Ancak "faydalı cevap/toplam soru" oranı düşük olduğu için yine son çare olarak gördüm. Freenode 'da #solaris kanalına sorduk (NFS sunucu solaris, #